EN AR

COVID-19 ve Sindirim Sistemine Etkileri

0%
*Bu yazı tahmini 8 dakika 17 saniye okuma süresine sahiptir.

İki nehirin birleştiği kavşak noktasında kurulu Wuhan şehrinde yaşayan 56 yaşındaki Wei Guixian her sabah yaptığı gibi karides pazarına gitmek üzere erkenden kalkmıştı. Ancak son 2 gündür halsizlik, ateş ve kuru öksürük onu giderek rahatsız eder olmuştu. Soğuk algınlığı diye düşündüğü şikayetlerinin gerilemesini beklerken 3. Gün bu yakınmalar daha da kendini hissettirmekteydi, ilk fırsatta hastaneye gitmesi gerektiğini düşündü. Sepetteki tüm karidesleri sattığında yorgunluk ve öksürük onu iyice yıpratmıştı. Hastaneye gittiğinde onu muayene eden doktor kısa sürede tüm dünyayı etkisi altına alacak bir pandeminin (kıtalar arası salgın) ilk vakalarıyla karşılaşmış olduğunu elbette bilemeyecekti. Verilen semptomatik (şikayete yönelik) tedavinin etkisiz olması ve durumunun daha da kötüleşmesi üzerine bu kez 16 Aralık’ta Wuhan’daki en büyük hastanelerden birine gidip muayeneden geçen Wei’ye doktoru bunun “amansız” bir hastalık olduğunu ve aynı pazarda çalışan birçok kişinin de benzer semptomları gösterdiğini ifade etti. İlk belirtileri göstermesinin üzerinden 8 gün geçtikten sonra Wei neredeyse bilinçsiz vaziyette kendini hastanede buldu ve adı sonradan COVİD-19 adını alacak olan bulaşıcı hastalığın ilk hastalarından biri olarak kayıtlara geçti (Wall Street Journal).

Covid 19 ve Sindirim Sistemi Dikkat edileceği gibi COVID-19 belirtileri arasında bulantı, kusma ve karın ağrısı gibi sindirim sistemi belirtileri yer almaktadır. Bu semptomların varlığı, virüsün sindirim sistemine de yönelim göstererek hücrelerin içine girdiğini düşündürmektedir. Bu virüsün en sıklıkla yönelim gösterdiği hücreler en sık belirtilerin görüldüğü solunum sistemi hücreleridir. Virüsler hücre içine girerek hastalığa neden olurlar ve bunu hücre duvarında reseptör adı verilen taşıyıcı proteinlere (özellikle ACE-2) bağlanarak gerçekleştirirler. COVİD-19 hastalarında ishal ve diğer sindirim sistemi yakınmalarının varlığı bu virüsün sindirim kanalı hücrelerine de ilgisi var mı, buralarda da yerleşip çoğalabiliyor mu sorularını beraberinde getirmiştir. Nitekim yapılan elektron mikroskopisi çalışmalarında sindirim sistemini oluşturan mide, 12 parmak barsağı, ince barsakta, kalın bağırsakta, yemek borusu hücrelerinde ve safra kanalı hücrelerinde bu virüsün fazla miktarlarda bulunduğu gösterilmiştir. Böylece sindirim sisteminin, solunum sistemine alternatif bir enfeksiyon kaynağı olabileceği görüşü önem kazanmaya başlamıştır. COVİD-19 hastalarında tipik olarak solunumsal sorunlar ve yüksek ateş saptanırken, azımsanmayacak sayıdaki hastada anoreksiya (iştahsızlık), diyare (ishal), kusma, karın ağrısı, kanama şeklinde sindirim sistemi yakınmalarının görüldüğü bildirilmiştir. Hastaların bir kısmında hiçbir solunumsal bulgu olmadan yalnızca sindirim sistemi semptomu görülebilir. Ciddi olgularda gastrointestinal semptom görülme olasılığı artar. Az sayıda hasta içeren birkaç çalışmada, ateş ve öksürük olmadan yalnızca ishal ve kusma semptomu olabileceği bildirilmiştir.

Karaciğer ve COVID-19 İshal, karın ağrısı, anoreksi, bulantı-kusma gibi gastrointestinal semptomların yanı sıra COVİD-19 hastalarında alanin aminotransferaz (ALT), aspartat amino transferaz (AST), GGT değerlerinde artış olabileceği, buna hafif düzeyli bilirubin artışının da eklenebileceği bildirilmiştir. Karaciğer hasarının daha şiddetli COVİD-19 olgularında rastlandığı belirtilmiştir. Karaciğer enzim yüksekliği olan hastaların %14,5’inde ateş varken, normal karaciğer enzimleri olanlarda bu oran %4.3 olarak saptanmıştır. Karaciğer hasarı mekanizması tam olarak bilinmemekle birlikte, hepatositlerin (karaciğer hücreleri) doğrudan virüsle işgale uğraması, bağışıklık sistemi aracılı hasar ya da ilaç toksisitesinin yol açabileceği düşünülmektedir. Ancak bugüne kadar COVİD-19 ilişkili şiddetli karaciğer yetmezliği olgusu rapor edilmemiştir.

Fekal-Oral Bulaş ve COVID-19 Pek çok çalışmada dışkıda ya da anal/rektal (kalın barsağın son bölümü) sürüntülerde: viral RNA (virüse ait genetik bileşik) varlığı gösterilmiştir. Dışkı PCR testinde, bu molekül solunumsal örneklerin pozitifleşmesinden 2-5 gün sonra pozitifleşir. %23-%82 hastada solunum örneklerinin (burun, boğaz) negatifleşmesinden sonra da fekal (dışkı) testlerin pozitifliğinin 1-11 gün daha devam ettiği gösterilmiştir. Ayrıca kortizon tedavisi alanlarda (bağışıklık sistemini baskılayan bir ilaç) dışkıda daha uzun süreli PCR pozitifliği varlığı gösterilmiştir. Dışkıda uzun süre viral RNA’nın pozitif bulunmasının, sindirim kanalında virüs barındıran hücrelerin çok sayıda olması, kanala dökülmesi ve bu dökülmenin klinik semptomlar bittikten sonra da devam etmesi nedeniyle olduğu düşünülmektedir. Sonuç olarak; tüm dünyayı ekonomik, sosyal, psikolojik açıdan derinden etkileyen, 44 milyon civarında kişiyi enfekte eden COVİD-19 virüsünün bu denli hızlı ve fazla yayılması konusunda fekal oral bulaşın da etkili olduğu dikkati çekmektedir. Bu hastalarda azımsanmayacak ölçüde sindirim sistemi belirtileri ve yakınmalarının var olması, sanitizasyon kurallarının ve el yıkamanın bir kez daha ne kadar önemli olduğu karşımıza çıkmaktadır. Fekal oral bulaşın varlığı ve hastaların iyileşme süreçlerinde de bu riskin devam etmesi konusundaki tartışmalar ortak tuvalet kullanılmaması gerekliliğini, endoskopi ünitesinde çalışan ekibin yüksek riskli olduğunu ve gerekli üst düzey önlemler alınması gerektiğini göstermiştir. Ayrıca hijyen önlemlerine dikkat edilmeyen, ortak yüzme havuzlarının kullanımının da yine bulaş açısından risk yaratabileceği düşünülmektedir. Bu nedenle sosyal mesafe ve maske kullanımına ek olarak sanitizasyon önlemlerine çok dikkat edilmesi gerekmektedir. Yoğun aşı çalışmalarıyla ilgili olarak faz 3 çalışmaları ülkemizin de dahil olduğu popülasyon içinde uygulanmakta olup, 2021’den önce sonuç alınması şimdilik ön görülmemektedir.

Prof. Dr. Nihat Akbayır

Gastroenteroloji 

* OECD ülkelerinin üniversite mezunlarının dakika başına okuyabildiği kelime sayısı baz alınmıştır.