oari-

pref. Yumurtalık (ovarium) anlamına önek.

oarialgia

Yumurtalık ağrısı.

oaric

Yumurtalığa ait.

oaritis

Yumurtalık iltihabı.

oarium

See: Ovary.

oasis

(pl. oases). Hastalıklı bir bölgede bulunan sağlam doku adacığı veya noktası.

oath

Yemin

oath of Hippocrates.

Tıp okulundan mezun olan hekimlerin yaptıkları, Hipokrat'a atfedilen yemin, hekimlik yemini, Hipokrat yemini.

obcecation

Kısmi (yarım) körlük.

obdormition

Sinir basıncından dolayı mevzii uyuşukluk.

obduction

See: autopsy.

O'beirne's sphincter

Kolon ve rektumun birleştiği yerdeki kas şeridi;

obeliac

Obelyona ait.

obeliad

Obelyona doğru.

obelion

Sagital dikiş üzerindeki nokta, obelyon.

obese

Çok şişman.

obesity

Şişmanlık, obezite, adipositas, obesitos.

Obesity index

Vücut ağırlığının vücut hacmına bölünmesi ile elde edilen değer, şişmanlık indeksi;

obesogenous

Şişmanlatıcı.

obex

Obeks.

obituary

n.&a. 1. Ölüm ilanı, bir kimsenin ölümünü bildiren kısa yazı; 2. Ölümle ilgili, ölüme ait.

obitus

Ölüm.

object

1. Görülebilen veya dokunulabilen herhangi bir şey, madde, cisim; 2. Herhangi bir fikir veya hareketin yöneldiği amaç, hedef; 3. Üzerinde psikoanaliz yapılan kişi, obje.

Object blindness

Eşya körlüğü, eşyaları tefrik edemeyiş, apraxia;

objective

a.&n. 1. Duyulur, hissedilir, idrak edilir; 2. Başkaları tarafından müşahede edilir; 3. Mikroskobun objektifi (adesesi).

Objective sensational

Müspet veya muayyen sebeplere müstenit heyecan;

objective signs

Hastanın şikayetçi bulunduğu semptomlar dışında, gözlemcinin dikkatini çeken diğer hususlar ve belirtiler.

obligate

v. 1. Belli şekilde hareket etmeğe mecbur etmek, zorunlu yapmak; 2. İsteğe bağlı olmayan, zorunlu, gerekli.

obligatory

Zorunlu, mecburi.

Obligatory anaerobe

Mecburi anaerob.

obligatory parasite

Parazit olarak yaşamak zorunda olan, asalaklıktan başka yaşama imkanı bulamayan.

oblique

Eğik, meyilli, mail.

obliquimeter

Pelvis giriminin eğiklik derecesini ölçen alet.

obliquity

Eğiklik, meyil.

obliteration

Vücuttaki boşlukların dolması yapışması veya tıkanması, obliterasyon.

oblivious

1. Unutkan; 2. Unutkanlık yapıcı, unutkanlığa sebep olucu.

obliviscence

Unutkanlık.

oblongata

Boyu eninden fazla olan.

oblongatal

Soğaniliğe ait.

obmutescence

Sesini kaybetme, sessizlik.

obnubilation

Zihnin bulanık hali, zihin bulanıklığı.

Obsbtetric paralysis

See: Birth paralysis;

observation

Müşahede.

observerscope

İki kişinin bir noktayı aynı anda muayene edebilmelerini sağlayan iki kollu bir endoskop.

obsession

Daimi endişe, fikri sabit, musallat olma, obsessio.

obsessive

Zihni devamlı işgal eden.

obsidional

Mevzi savaşı sırasında vukubulan.

obsolescence

Herhangi ruhi bir olayın sona ermesi veya sonuna yaklaşması.

obsolescent

Eskimeket olan, nadir kullanılan (terim v.s.).

obsolete

1. Karışık, muğlak, belirsiz; 2. Artık kullanılmayan, modası geçmiş, metruk.