fissura obliqua

anat. Solda alt lopla üst lop arasında, sağdaysa alt lopla üst ve orta lop arasında yer alan eğik yarık.

fissura petrosquamosa

anat. Kavalla şakak kemiğinin bağası bölümü marasındaki yarık.

fissurated ulcer

Çatlaklı ülser;

fissuration

Çatlaklık.

fissure

Deri veya mukozanın hafifçe veya yüzeyel olarak çatlaması keyfiyeti, çatlak, yarık, fisür, fissura.

Fissure fracture

Bir uzun kemki boyunca meydana gelen kırık;

fissured, fissural

1. Çatlamış, çatlak; 2.Çatlaksı; 3. Çatlağa ait.

fist

Yumruk.

fistula

Deri yüzeyi ile vücut boşlukları arasındaki anormal kanallar, fistül.

fistula lachrymalis

Göz sulanma (arpacık) hastalığı.

fistular, fistulous

1.Fistüle ait; 2. Fistüllü; 3.Fistülsü.

fistulectomy

Fistülün ameliyatla çıkarılması.

fistulization

Fistüllenme.

fistuloenterostomy

Ameliyatla eski safra kanalını kapatarak barsağa açılan yeni bir safra yolu oluşturma.

fistulotomy

Fistülü yarma ameliyesi, fistülotomi.

fistulous

1. Fistül'le ilglii; 2. Fistül gösteren; 3. Fistülebenzeyen, fistül şeklinde.

fit

1. Nöbet, kriz; 2. Sara.

fit,

Sıtma nöbeti.

fitting

Deneme, prova.

fix

v. 1. biochem. Katılaş(tır)mak; 2. Sabitleştirmek.

fixation

1.Sabit ve oynamaz hale getirme, tesbit etme, özellikle yerinden kaymış veya ayrılmış bir organı ameliyat veya diğer bir yolla eski yerine tesbit etme; 2. Mikroskopik muayene için ince kesit almayı kolaylaştırmak üzere dokunun parafin v.b. madde içinde tesbit edilmesi, anatomopatolojik muayene için organ veya oluşumunun ilaçlı eriyiğe konulması; 3. Kişide anne veya babaya aşırı düşkünlük sebebiyle psikoseksüel gelişimin duraksaması, cinsel ilginin bir başka kimseye yönelememesi; 4. Görüntünün retina'da sarı leke üzerine düşmesini temin edecek şekilde her iki gözün obje üzerinde odaklanması; 5. Kan serumunda bulunan komplement'in antikor, antijen kompleksi ile birleşmesi; 6. Belli bir şeyin zihni devamlı meşgul etmesi, sabit fikir; 7.Gaz halindeki bir maddenin kimyasal reaksiyonlar sonucu, diğer maddelerle birleşerek katı hale dönüşmesi.

Fixation abscess

Sun'i apse, FOchier apsesi;

fixation of the complement

Bir komplemanın antijen ve bu antijene ait spesifik antikorla birleşmesi (Bordet-Gengou).

fixation point

Her iki görüş ekseninin, bakılan cisim üzerinde birleştği nokta, tesbit noktası;

fixative

1. Sabitleştiren, oynamaz hale getiren, tesbit edici; 2. Mikroskopik muayene için ince kesit alıncak dokuyu sert şekilde tesbit edici madde, organ veya oluşumun bozulmadan muhafazasını sağlayan ilaçlı eriyik.

fixed

biochem. Mineral alkaliler.

fixed oil

Uçmaz yağ, sabit yağ.

fixing

Dokunun parafin v.b. madde içinde tesbit edilmesi, organ veya oluşumun ilaçlı eriyiğe konulması.

flaccid

Tonüsünü kaybetmiş, gerginliğini kaybederek yumuşamış, gevşek.

Flaccid paralysis

Aşağı gevşek (pörsük) felç;

flaccidity

Gevşeklik, organ veya dokuda normal gerginliğin kaybolması hali.

flagellata

Kamçılı protozoonlar, bir veya birkaç kamçıya sahip protozoon'lar sınıfı.

flagellate

1. Bir veya daha fazla kamçıya sahip, kamçılı; 2. Flagellata sınıfına mensup herhangi bir parazit.

Flagellate cell

Kamçılı hücre

flagellation

1. Protozoon'un yüzeyinde kamçı şeklinde uzantının oluşması; 2. Kendisini kamçılatmak veya başka birisini kamçılamaktan cinsel zevk alma.

flagellum

(pl. flagella). Kamçı.

flail chest

Kırık nedeniyle göğüs kafesinin sabit durumda olmaması.

Flail joint

Bir eklemin rezeksiyonunu müteakip görülen gevşeklik hali;

flank

Böğür.

flap

1. Sarkan et parçası; 2. Vücudun bir kısmından kesilip diğer bir kısmına eklenen doku kitlesi.

flare

Deride bir böcek ısırığının veya muharriş bir maddenin sebep olduğu kızarıklık.

flash point

Yanma niteliği gösteren bir sıvıdan çıkan buharların alev karşısında aniden tutuşabildği ısı derecesi, yanma noktası;

flask

Şişe, balon.

Flat bone

Yassı kemik, os planum;

Flat foot

Düz tabanlık (Konkavlığının kaybolması yüzünden tabanın yüzünün zeminle temas etmesi);

flat pelvis

Ön-arka çapı normalden dar olan pelvis.

flatfoot

Düztabanlık.

flatfooted

Düztaban.

flathead

Yassı kafa.ı

flatness

Perküsyon esnasında çıkan sesin niteliği, yüksek perdeden ses.